10 Ekim 2018 Çarşamba

Türkiye’de en yaygın iki takıntı: Temizlik ve kontrol! (10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü)

Birçok insanda vakit vakit detaylı konularda takıntıların meydana çıkabildiğini bildiren Psikiyatrist Prof. Dr. Mustafa Sercan, “Buradaki mühim nokta bu takıntıların, hastalık boyutunda olup olmadığının belirlenmesidir” dedi. Çünkü ekspere göre, takıntılı düşünceler alt edilemeyip günlük hayatı etkileyecek ve günlük etkinlikleri kısıtlayacak seviyeye gelirse Takıntı-Zorlantı Hastalığı, yani Obsesif-Kompulsif Bozukluk adı verilen ruhsal hastalık akla gelmeli.
 10 Ekim Dünya Ruh Sihhati Günü nedeniyle piskolojik sağlığa ilgi çeken Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Eksperi Prof. Dr. Mustafa Sercan, çoğu insanın problemi olan takıntıları mercek altına aldı.   Uzaklaştırılamayan düşüncelerin endişeye dönüştüğünü bildiren Dr. Sercan, Obsesif-Kompulsif Bozuklukta (OKB) takıntının; bireyin talebi dışında zihne gelen ve uzaklaştırılamayan mantık dışı düşünce, dürtüler ve esas bozukluklar olduğunu söyledi.   Takıntıların yol açtığı endişe ve sıkıntıyı azaltmak amacıyla ya da ortadan kaldırmak amacıyla uygulanan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlere de ‘zorlantı’ dendiğini açıklayan Expertin verilen bilgiye göre, OKB her 100 şahıstan 2-3’ünde görülüyor. Özellikle buluğ döneminde ve 20-30’lu yaşlarda başlamasına karşın, okul evveli çağdaki çocuklar dahil rastgele bir yaşta görülebilen OKB, erkeklerde daha erken yaşlarda başlıyor fakat kadınlarda daha fazla. 
  ÜLKEMIZDE EN YAYGIN 2 TAKINTI: TEMIZLIK VE KONTROL!
 Takıntı ve zorlantıların, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık gösterebildiğini ifade eden Dr. Sercan, ülkemizde ve bütün dünya toplumlarında en sık görülen takıntı ve zorlantılar arasında; hassaslık hastalığı (kirlilik takıntısı ve temizlik zorlantısı) ve denetim hastalığının (güvenlik takıntısı ve denetim zorlantısı) yer aldığını belirterek, Obsesif-Kompulsif Bozukluğun nedenleri ve bulguları ile ilgili şunları söyledi:   “Zihne gelen olumsuz kanaat ya da sözcükleri önleyememe, olumsuz bir sözü ağzından kaçıracağından kaygılanma, zihne gelen cinsel içerikli düşüncelerden kurtulma isteği, çevresindeki şahıslara istemeden zarar vereceğinden kaygılanma, dinsel inancına aykırı düşüncelerin zihnine gelmesi biçiminde takıntılar daha nadir görülür. OKB, her şeyin simetrik ya da açık bir sayısal tertip içersinde olması gerektiği biçiminde bir takıntı, bunu sağlama tarafında davranış değişikliği, önemsenen bir nesneye dokunma, sayı sayma, biriktirme, saklama ya da batıl inançlar biçiminde de olabilir. 
 HER TAKINTILI DÜŞÜNCE YA DA DAVRANIŞ OKB Mİ?
 Bu örnekleri okuduğunuzda ya da işittiğinizde, ‘temiz ve derli toplu olmanın; estetik bir ortamda hayata istemenin, güvenlik hedefi ile kapıları, pencereleri denetim etmenin ne zararı var, şunlar hastalık mı sayılmalı?’ biçiminde düşünebilirsiniz. Elbette bu davranışları günlük yaşamımızda gerçekleştirme hastalık sayılmaz. Tıbbi yönden bu şekildeki kanaat ve davranışların hastalık sayılabilmesi amacıyla bireyin günlük fonksiyonlarını etkileyecek, kısıtlayacak, bozacak kadar kuvvetli ve yoğun olmalıdır. Örneğin, bir ev kadını her gün ve günün her zamanında temizlik ve çamaşır yıkamakla vakit geçiriyor ve bu davranışları sebebi ile de çocukların sıhhat ve eğitimine vakit ayıramıyorsa bunun da sıhhatli bir hal olmadığı anlaşılabilir. 
OKB NİÇİN KAYNAKLANIR?
 OKB’nin nedenleri arasında, kalıtsal geçiş mümkünlülüğü üstünde durulmaktadır. Beyin biyokimyasında serotonin isimli ileticinin işlevlerindeki aksamanın OKB teşekkülünde etkili bulunduğu görülmektedir. Çocukluk çağı ruhsal travmalarının birtakım şahıslarda OKB oluşumunu etkilediği gözlenmektedir. Kişilik yapısı olarak titiz, kuralcı, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olan şahıslar OKB’ye yatkın şahıslar olarak değerlendirilmektedir.”
 BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TEDAVİLERDEN OLUMLU SONUÇ ALINIYOR 
Serotonin sitemindeki aksamaları düzelten ilaçların OKB üstünde etkili olduğunu ifade eden Prof. Sercan, “İlaç tesiri genellikle, 2-3 haftada meydana çıkar. İlaç tüketimi en az 2 sene sürdürülmelidir.  İlaç dışı tedaviler arasında en çok etkili olanı bilişsel davranışçı tedavidir. Bu uygulamada davranışçı yöntemler kullanılır. Burada amaç rahatsızlık veren düşüncenin meydaan getirdiği kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır. Bu şekilde uygulanan tedaviye alıştırma tedavileri adı verilir. Öte yandan yapılan bilişsel tedavide ise amaç, rahatsız edici düşüncelerin meydaan getirdiği mesuliyet algısını azaltmaktır. Bilişsel ve davranışçı terapiler, hem hastalığın tedavisinde hem de özelikle nükslerin önlenmesinde çok mühim bir yer tutmakta, tedavide bazı durumlarda tek başlarına bazı durumlarda de ilaç tedavileri ile beraber kullanılabilmektedirler. Bilişsel davranışçı tedaviler, tedavi seçenekleri arasında en mühim yeri tutmaktadır” dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder